Zümrüd-ü Anka Kuşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zümrüd-ü Anka Kuşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2012 Cuma

ZAKkum'un Kökü 02 (AKA: Exodus)

ZAK, günlerdir kaynatılan tencereye girmişti artık. Belki umutsuz çabalardan yorulmuş, son nefesinde kendi kendine, etinin tadına bakacak olanların midesine oturma sözü vermiş ve kendini bırakmıştı... Ama belki de o an gelene kadar direnmişti. İster direnmekten vazgeçip kendi rızasıyla girsin o tencereye, ister başı koparılıp aşçıbaşılar tarafından sokulsun, tencere kaynıyordu!

İntihar veya cinayet, sanal da olsa bir ceset yatıyordu forumun yemek masasında. Mr.Yer6'nın ölmesin diye günlerdir uğraştığı Andersen de tüm huzursuz ruhlar gibi, forum koridorlarında dolaşan isimsiz hayaletlerden biri haline dönüşmüştü işte.

Daha önceki gözlem ve deneyimleri, eninde sonunda ite kaka bu noktaya gelineceğini bağıra dursun, Mr.Yer6 "hakkı" savunmakta ısrar etmiş ama sonucu değiştirememişti.

Çatışmada forum şahinlerinin ZıpZıplar konusundaki tüm hamlelerini boşa çıkarmış, ZAK'a yapılmak istenilenin, ne hak ne hukuk ne de etik değerler ile bağdaşmadığını göstermiş, en azından göstermek için didinmiş, bunu yaparken de bir sürü pençe darbesine maruz kalmıştı. Yara bere içindeydi ama daha önemlisi; sırtında keskin bir acı hissediyordu şimdi. Onun da kan kaybından gitmesi uzun sürmeyecekti belli ki.

Hatta iç hesaplaşmaların kurgulandığı, ölürken görülen o meşhur "film şeridi" belirmeye başlamıştı gözlerinin önünde.

"Sevdiğim arkadaşları bile bile hata yaparken görmekten üzüntü duyuyorum," derken izledi kendini. Mr.Yer6 için yanıldığını kabul etmekten başka çare var mıydı artık? Asıl hata yapanın kendisi olduğu kabak gibi serilmişti önüne.

Ardından, utanmadan  "Sav ile delili yan yana koyarsan istediğin kafaları alırsın," demek gafletinde bulunduğu sahne geldi. Al işte! Delil, Andersen'in ellerinden Oklitus ve Heidi'ye adeta gökten zembille sunulmuştu. Elden ne gelirdi artık! Demek takdiri ilahi tecelli etmişti.

Nasıl da hata edip, "ZıpZıpları unutmamı asla bekleme," diye haykıran Oklitus'a "zalim" damgasını vurabilmişti. Tanrının parmağı yoktu ki adamın gözünü çıkarsın. İşte biraz geç de olsa, görsel eğitim olanakları kullanıp, film şeridi filan gibi taktiklerle, böyle böyle öğretiyordu insana, diline sahip olmayı!

Film şeridinde Heidi'nin, "Şeytanın avukatlığını bırak, bu konu bitti," derkenki hali gelmişti şimdi de. "Ne kadar da haklıymış," diye düşündü Mr.Yer6... "Ben bu tür adamları yüceltip bizleri alçaltanları Allah'a havale ediyorum," diyen bu temiz kalp, layık olduğu şekilde tanrı tarafından haklılığı kanıtlanarak ödüllendirilmişti kuşkusuz!

İntiharı seçen Andersen herhalde şimdi cayır cayır yanıyordu cehennemde! Mr.Yer6 da onun peşinden, sırat köprüsü OGS kapılarından birinin önünde bulmuştu kendini.


Oklitus "Andersen seni bir saniye savunmaz," derken görünüyordu şimdi de film şeridinde. Ne savunması, ihanet etmişti işte, hem de alenen! Oklitus'un "muhakeme gücü" bir kere daha göstermişti kendini.

Şimdi de filmin aksiyon sahneleri başlamıştı. Şeytanın avukatlığını yapan Mr.Yer6 müvekkili tarafından bu ölüm döşeğinde bile rahat bırakılmıyor, mesleğinin hakkını vermesi için ısrar ediliyor, dürtükleniyor, tekmeleniyordu sürekli. Başına aldığı şu son uçan tekme darbesi birden bir ışık yaktı kafasında! "Papuc!" Müvekkilin hizmetkârları tarafından ters giydirilen pabucunu avukatının gözüne sokana kadar epey dayak atması gerekmişti Mr.Yer6'ya.

Son bi gayret!
Film keyfine ara verdi, Mr.Yer6. Hay allah, tam da patlamış mısır paketini yeni açmıştı daha...

Şimdi avukatın, şeytanın mağarasına girip hangi hizmetkârın bu cüreti gösterdiğini saptaması için didik didik etmesi gerekiyordu, karanlık gölgelerle dolu ayrıntılar diyarını. Mecali bu zor görevin üstesinden gelecek kadar kalmış mıydı kestiremiyordu, ama iş başa düşmüştü bir kere! Ölmeden önce kapatılacak dava dosyaları vardı önünde.

Masasındaki ilk dosyanın kapağını çevirdi ve incelemeye başladı.

Eğer bu imza olayı bir tür kendi canına kıyma vakasıysa, intihar koşullarının bir kaç yönetici tarafından nasıl hazırlandığına ilk elden tanıklık etmişti. Bir türlü inanası gelmiyordu o güne kadar cennetlik görünümü veren bir adamın cehennemi seçişine. İster istemez şeytanın serpiştirdiği ipuçları ve zehirli fikirlerin peşinde ilerlemesi gerekecekti.

Şeytan kafa karıştırıcı sorular yerleştirmişti dava dosyasına işlenen ifadelerinde.
Ya eğer intihar değil, cinayetse!
Ya eğer, intihar süsü verilmiş cinayetse!
Ya eğer, intihar süsü verilmiş cinayet, başka bir cinayete intihar süsü vermek için idiyse!
Ya eğer, işlenecek intihar süsü verilmiş cinayet için işlenen intihar süsü verilmiş cinayet, toplu intihar süsü verilmiş bir toplu kıyımın habercisiyse!
Ya eğer, intihar süsü verilmiş cinayet, ne intihar ne de cinayet değil, sadece "süs" ise?

Sorular zordu! Sakın ola "ahret sorusu" dedikleri bunlar olmasındı?

Mr.Yer6'nın net olarak bildiği tek şey vardı: ZAK meselesini bu kadar zorlayıp çatışma haline dönüştürenlerin kafasının gerisinde bir başka fikri büyüttükleri gerçeğiydi bu. Gerçek; Mr.Yer6'nın kronik muhalefet olduğu ilanıyla, anahtarının elinden alınması hayırlara vesile olan kişi gibi görüldüğü imasıyla, şeytanın avukatı, obsesif ve köpek gibi tanımlamalarla vipcortist cephesinde savaşmaya başladığı andan itibaren yüzüne vurulup durmuştu, üç gündür.

"Çözüm, kabul ile başlar," diyen Mr.Yer6 istenmediği gerçeğiyle yüzleşti.

Kapıyı usulca çekip gitmesi gerektiği de açıktı. Ama madem çözüm, kabul ile başlıyordu, kabul de çözüm ile sonlanmalıydı ki, anlamı olsun gerçekle yüzleşmesinin. Meseleyi çözüp çıkış yapmalıydı kapıdan!..

Öyle bir çıkış ki;
Geride kalanlar Mr.Yer6'ya yöneltilen ahret sualleri üzerine düşünsün…

Öyle bir çıkış ki;
Geride kalanlar görünenden daha fazlasının olduğunu sezinlesin…

Öyle bir çıkış ki;
Geride kalanlar arasından yeni kurulacak foruma geçmeyi düşünenlerin elinden mazeretlerini alsın…

Çıkmadan önce ilk iş olarak, bulunduğu noktaya gelene kadar forumda yaşanılan sıcak çatışmanın "delil" niteliğindeki fotograflarını çekmeye başladı.  Kapıyı çekip gittiğinde, forumun yemek masasına boylu boyunca uzanmış cesedin intihar mı ettiği yoksa cinayete mi kurban gittiğine dair delilleri içeren olay mahallini bir daha inceleme şansı olmayacaktı çünkü.

Not: Sizlere sunulan ekran görüntüleri bu şekilde ortaya çıktı.

Zamanı daralıyordu: gün ışıyıp sabah olunca, forum yöneticileri yavaş yavaş toplanacak, rezaleti görüp, haklı olarak veryansın edeceklerdi. Yağlı urgan mı olsun, kırk satır mı, kırk katır mı? Voyvoda usulü kazığa oturtmaya ne dersiniz? Ya da kalbe tek bir gümüş kurşun?

ZAK'ın gıyabında kurulan mahkemenin jürisi salonda toplanmadan önce Mr.Yer6, Andersen'in cesedi üzerinde otopsi yapılması talebinin dava dosyasına işlenmesi için, Heidi'nin hem özel mesaj yoluyla tüm yöneticilere postaladığı, hem de üst yönetim odasına açtığı konu başlığına aşağıdaki istidayı gönderdi.

Soru:
Sizce Mr.Yer6 neden "yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik" deme gereği hissetmiştir?
•    ZAK'ın derisini kuyruğuna kadar yüzdük, hadi pişirelim
•    Kuyruğu tuttuk mu zanlıyı yakaladık demektir
•    Laf ola yüzüp yüzüp kuyruğuna gele
•    Forum bundan sonra iflah olmaz
•    Forumanasının dokungaçlarını kuyruk sanmış, salak

Bakalım Mr.Yer6 “Exodus” yaparken amaçlarına ulaşabilecek, bunca zamandır gözlerinin önünde cereyan eden olaylara tepkisiz kalmayı yeğleyen yöneticilerin aklına istediği soruları yerleştirebilecek ve gönül rahatlığıyla Çizgiliforum dünyasını terkedebilecek mi?

Şimdiden söyleyeyim; boşa umutlanmayın! Vakit dar, üstelik, sırtındaki hançeri iyice kanırtmak isteyenler sırada bekliyor...

Önümüzdeki bölümlerde Mr.Yer6'nın bakış açısını genişletip gördükleri üzerinden yürüyerek kendi kendine sorduğu ahret sualleri üzerine yoğunlaşacağız.


Devam Edecek...

4 Haziran 2012 Pazartesi

ZAKkum 01

Biliyorum, ZAK meselesini çok uzattığımı düşünüyorsunuz. Doğru... Lakin "Rapor: (ÇOK GİZLİ)"de yazdığımız gibi Vipcortlatma Cephesinin merkezine oturan bu tartışma bir tür kilit taşına dönüşmüş ve bu taşın bulunduğu yerden oynatılmasıyla dostluklar arasındaki "çelik köprü" atılmış, gemiler yakılmış ve geri dönüşü olmayan bir noktaya gelmiş gibi görünmektedir taraflar.

Kaldığımız yerden devam.

Bu bölümde sözcüklere yüklenen anlamlar ve satır aralarına yoğunlaşacağız. O nedenle bol bol çoktan seçmeli soru soralım, keyfimiz yerine gelsin... :)



Soru:
Mr.Yer6 çıkış yolu olarak gösterdiği konudan bahsederken "tekrar tekrar tekrar tekrar tekrar tekrar tekrar" demek gereği duymasının en mantıklı açıklaması sizce hangisidir?
•    Tekrarda fayda var, diyor
•    Klavyesi "tekrar" yazarken tutukluk yapmış
•    Bir tek "RAR" türü dosyalarla çalışmayı seviyor
•    Konuyu defalarca dillendirmiş
•    Maksat, artizlik olsun!

Soru:
Sizce Mr.Yer6 neden Oklitus'un üç satır açıklama içeren görüşlerine katılmıyor?
•    3 satırlık açıklamalara mecburi olarak "satır arası" yerleştirilmiş oluyor
•    3 satırlık açıklamalar okumayı zorlaştırmış
•    Allah'ın hakkı üçtür
•    Somut olmayan sava mazeret uydurmak için açıklamaların uzatıldığını düşünüyor
•    Sırf muhalefet olsun diye

Soru:
Sizce Mr.Yer6 "şüqhe" olarak yanlış yazdığı sözcüğün doğru hali aşağıdakilerden hangisidir?
•    Sükse
•    Süpürge
•    Şüphe
•    Garez
•    Süper

Soru:
Sizce TimurKhan'ın "aynı yere varacağız" demesinden kasıt nedir?
•    Boşa nefes tüketmeyin
•    Tartışmaya gerek yok
•    Benim dediğim yere geleceksiniz
•    Saatlerinizi ayarlayın aynı yerde buluşalım
•    Tüm yollar Roma'ya çıkacak, boşa debelenmeyin

Soru:
Sizce TimurKhan'ın "mut mut mut armut" söylemi neyi ifade ediyor olabilir?
•    Yarım ağız konuşmalardan hoşnut değil
•    Ak koyun kara koyun belli olsun
•    TimurKhan daha önce de bahsi geçen konunun hep sonunu yakalayabilmiş
•    Telaffuzu zor bir sözcük, Armut
•    Armut piş ağzıma düş

Soru:
Sizce TimurKhan'ın yaklaşımıyla bu işin sonu nereye gider?
•    Aynı yere
•    Hiçbir yere
•    Sırat köprüsüne
•    Cennete
•    Cehenneme




Soru:
Oklitus'un "kendi gözlüğünden baktığı için listesinin öznel olduğu" özeleştirisini nasıl değerlendirirsiniz?
•    Miyop
•    Hipermetrop
•    Öznel sapmaları olabileceğini kabul ediyor
•    Gözü kararmış
•    Kör tuttuğunu yapar!

Soru:
Şarapta Pişirilmiş ZAK konu başlıklarında anlatılanları da gözönüne alarak Oklitus'un Andersen konusundaki açıklamasını değerlendiriniz.
•    İki konunun birbiriyle alakası yok ki, nesini değerlendirecem
•    Öznel sapmasının gerekçesini gerekçelendirme gerekçesi yazma gereği duymuş
•    Andersen zıpzıplar konusunda yalan söylediydi ya zaten, yine yalan söylemiş
•    Andersen Heidi'ye çıkıştığına göre burnu büyümüş, bu da yalan söylediğinin göstergesi
•    Andersen Heidi'ye asla Pinokyo taklidi yapmamayıldı

Soru:
Mr.Yer6 "kimsenin kalbini okuyamayız" diye başlayan mesajının teması sizce aşağıdakilerden hangisidir?
•    Aramızda kalp mütehassısı yok
•    Andersen kalpsizin teki
•    Kalp nakli için zorunlu donör olarak Andersen'i seçmeniz yanlış
•    Kalp nakline ihtiyaç duyan, kalbi iflas etmiş biri mi var aramızda?
•    Yapay kalp ile gündem değiştirmeyelim lütfen



Soru:
Sizce Heidi olayın "senin adamım, benim adamımdan" çıkması için ne önermektedir?
•    İnfaz emri yerine getirilsin, olsun bitsin
•    Benim adamım senin adamını dövsün
•    Mr.Yer6 Allah'a havale edilsin
•    Mr.Yer6 gibi düşünülmemelidir
•    Düşünülmemelidir

Soru:
Heidi'ye göre Andersen'in problem teşkil etmesinin temel nedeni sizce nedir?
•    Link yeniletiyor
•    Karşının taksisi, yol yordam bilmiyor
•    Ona köle muamelesi yapıyor
•    Andersen yüceldikçe Heidi alçalıyor
•    Heidi Andersen masallarının edebi yönünü zayıf buluyor

Soru:
Sizce Heidi, Andersen'in “karşının taksisi” olduğuna nasıl hükmetti?
•    Link yeniletiyor ya, ondan işte
•    Heidi tüm Avrupa yakası taksilerini yakından tanıyor
•    Karşının taskileri Heidi'ye köle muamelesi yapar
•    Andersen'in yayınladığı ZıpZıpların çalıntı olduğunu ispatlamışlardı ya, ne çabuk unuttun
•    "Yolcuyu indiremedim ki seni bindiyeyim" diyenlerin hepsi karşının taksisi



Soru:
Mr.Yer6'nın yanıtını nasıl değerlendirirsiniz?
•    Saçmalamış yine
•    Forumdaki yakınlarını sayıp "aşiretiz biz" diyerek gözdağı vermiş
•    Forumdaki nesnelerin yerini değiştirmeyin obsesif kompülsüf bozukluğum azar, diye uyarmış.
•    Kırık link bildirmenin "düşman" ilan edilmeye yeter olduğunu savlıyor
•    Beni bu işe alet edemezsiniz, diyor


Soru:
Birisi size “şeytanın avukatı” ithamında bulunursa ne yaparsınız?
•    Hiç bir baroya kayıtlı olmadığımı kanıtlarım
•    Ayrıntıya gizlenen gerçek şeytanı ortaya koyarım
•    Ayetel kürsi okumaya başlarım
•    "Kovulmadan önce şeytan da bir melekti" der, mesleğimin hakkını veririm
•    İçine şeytan girdiği iddia edilen kişiyi hemen ateşe veririm, ki avukatı olmadığım anlaşılsın

Soru:
"Şeytanın avukatı” diyen Heidi'nin kastı sizce aşağıdakilerden hangisi değildir?
•    Andersen'in içine şeytan girmiş, iddiasında bulunuyor
•    Bugüne kadar hep bu mesleği icra eden Mr.Yer6, artık emekliye ayrılsın istiyor
•    İlahi mahkemenin savcısı Oklitus'dur diyor
•    Kendisini ilahi mahkemenin hakimi yerine koyuyor
•    O filmde Keanu Reevs'in oyunculuğunu hiç beğenmedim

Soru:
Sizce "bu konu bitti" diyen Heidi'nin bu kanıya varmasının nedeni aşağıdakilerden hangisi olamaz?
•    Aaa, bunca kanıt sundular, savlarını ispat ettiler, sen ikna olmadın mı hala?!
•    Konu Allah'a havale edildi artık, biter eninde sonuda
•    Şeytanın avukatının dava kazandığı nerede görülmüş
•    "Bu konu bitti" dediyse bir bildiği vardır
•    Yeni "konuya" geçmek için acele ediyor

Soru:
Herkesin kalbini okuma yeteneğiniz olsa Vipcortist'te verilen bilgiler ışığında önce kimin kalbinden geçenleri okurdunuz?
•    Mr.Yer6'nın
•    25Temmuz'un
•    TimurKhan'ın
•    Andersen'in
•    Heidi'nin

Dikkat: Yukarıdaki soruda, kalbini okumayı yeğleyeceğiniz kişilerin ismi şıklar arasında görünmüyor olabilir, bunun mutlaka makul bir açıklaması vardır, ancak bu açıklamanın "şimdilik" soru hazırlayıcısında saklı kalmasını hoş göreceğinizi umuyoruz. :)

Hatırlatalım; bunlar olur biterken tam da o saatlerde 25Temmuz da "Yeni Arayışlar Cephesi”ni açmakla meşguldü... O cephenin açılması üzerine gelişen olaylar daha önce iki başlıkta anlatıldı siz okuyuculara...

Şöyle bir bakalım manzaraya... Herkes ne kadar da duyarlı ve adımlarını ölçe biçe atıyor değil mi?

Bir tarafta VİP kıyımının etkilerinin forum ekonomisine nasıl yansıyacağını kendine accayip dert edinmiş (!) Smodlar ve bir Admin, diğer tarafta, "Andersen'e ölüüüm" çığlıkları atarak nefes egzersizi (!) yapanlar, öte yanda gitgide elektriklenen atmosferin gerilimini almak için kendi çıkış plat-forumunu kuracağını deklare eden bir Smod daha...

Vay canına! Forumda her şey, her zamanki gibi, "tıkır tıkır işliyor!"

Mr.Yer6 bu durumu vahim olarak değerlendirmiş, ne gam! O hep muhalif zaten...

Anlamadım, bir şey mi dediniz?
Efenim? Yukarıda saydığım tarafların hepsi aslında aynı taraf mı?
Nasıl yani?  Bunların zamanlaması neden mi çakışıyor, diye soruyorsunuz? NEEE! Hepsi forumun aleyhine gelişmeler mi?


Yok canım, olur mu öyle şey! Oyaylara birebir şahit olan üst yönetim odasındaki yöneticiler bu konuda sizin gibi düşünmüyorlar. Gözleri önünde gerçekleşenleri "forumun aleyhine gelişme" olarak değerlendirmiyorlarsa elbette siz dışardan bakan gözlere oranla daha net bir görüş alanları olduğunu kabul etmek lazım. 

Aslında sizi yanıltan her üç tarafın ortasında da aynı isimlerin yer alıyor olması... Ve aslında hepsi Çizgiliforum'un iyiliği için benliklerinden vazgeçmiş birer kahraman... Tabi her kahramanın bir kötü adama ihtiyacı var, hikâyemizde kötü adam da şeytanın avukatı olarak yan rollerden birinde yer alıyor, görüldüğü üzere.

Neyse, karar vermeden önce biraz daha malumata sahip olmalısınız... Hem bu okuduklarınız daha ne ki, "deve gücü tazı hızı şerbeti”nde kulak! Bakın bakalım daha neler neler olacak!


Günün sözü;
Eee, her gün-her gün günün sözü mü uyduracağız yahu, CırCır olmuşsun işte, bu kadar basit!

31 Mayıs 2012 Perşembe

Şarapta Pişirilmiş Zümrüd-ü Anka Kuşu Tarifi. 04


Eveeet… ZAK yakalanmış, tüyleri yolunmuş, tam düdüklü tencereye sokulacağı sırada forumun "yemek seçen" çocuğu mızıkçılık etmiş ve "ben yemem bunu" demişti.. Ne yiyeceği, ne de kendisi o sofrada olduğu müddetçe kimseye yedirmeyeceği belliydi.. Ama Şarapta Pişirilmiş Zümrüd-ü Anka Kuşu'nu “günün spesyali” olarak menüye işlemiş, o kadar uğraşıp didinip yakalamış, tüylerini elleri yanma pahasına yolmuş olanlar da kararlı insanlardı doğrusu..

Bakalım ZAK, önce düdüklü tencere, sonra da servis tabağındaki yerini nasıl alacak?

Şarapta pişirilmiş ZAK tarifi serisinin önceki başlıklarında anlatıldığı üzere, aşçıbaşıların tencereye sokma aşamasında yaptıkları çeşitli denemeler forumun mızmız çocuğunun çevirdiği türlü numaralar nedeniyle sonuç vermemiş, ZAK ellerinde, öylece bacaklarından tutulmuş, baş aşağı şekilde çırpınıyordu hala...

Acaba tencere mi küçüktü? Tencereyi biraz büyütsek, içine yemeğe tad katacak çeşitli malzemeler eklesek, ZAK'ı sokmak daha mı kolay olurdu? Hem forumun mızıkçılarını katılan yeni lezzetler sayesinde bu yemeğin "deve gücü tazı hızı şerbeti" olduğuna inandırmak da kolaylaşabilirdi.

Fena fikir değildi…

Forumun maddi destek beklentisi içinde olduğu VİP üyeleri kırıp, Kutuge'yi zor duruma düşürmek pahasına tencere büyütüldü... O kadar büyütüldü ki forum iççatışmasında yeni bir cepheye dönüştü: VİPcortlatma Cephesi..

Bazı arkadaşlar cortlatılmak istenen VİPlerin listesini yayınlamadığımızı fark etmiş ve doğal olarak “neden” diye sormuşlardır, mutlaka... Cortlatılmak istenenler üç aşağı beş yukarı Mart 2012 itibariyle forumda bulunan VİP nüfusunun yarısını teşkil ettiğine göre (93/38) fazla söze gerek yok bu konuda. Hasbelkader Vipcortist Bloguna yolu düşen ÇF VİPlerinin, kendi isimlerini listede görüp, canlarını kurtarmak için ne tarayıcıya sarılmalarını, ne de "lanet olsun" diyerek küsüp gitmelerini istemeyiz…Ortada bir tehdit bulunduğunu bilseler yeter. Bu tehditle nasıl baş edecekleri onlara kalmış bir şey.

Öte yandan süreci tetikleyen bazı isimlerin forumdan ayrılmış olmaları tehdidin artık güncelliğini yitirdiğini düşündürtebilir. Biz de öyle olmasını umuyoruz, doğrusu.

Yine de o listenin yayınlandığı mesajdan bir alıntı kullanmak durumundayız…



Mesaj Cortlist'e alınan VİP rumuzlarıyla sürer, sonra aşağıda görülen açıklama dile getirilir...



Mesaj yukarıda açıklanan nedenlerle Cortlist'e alınmayan VİP rumuzlarının sayılmasının ardından, şöyle biter:


Soru:
Oklitus'un son cümlesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
•    Forum içi muhalefet olarak gördüğü ismi zirketmek istemiş
•    Şaka yapıyor
•    Ara ara takılırlar birbirlerine, bunda ne var?
•    Hodri meydan
•    Yaldızlı davetiye
 
Tartışma, görüş alışverişi filan gibi gereksiz süreçlere tahammülü bulunmayan TimurKhan belirtilen "bugün 10, yarın 5" önerisini bile yetersiz görmektedir ki, iki saat içinde 17 VİP'i cortlatıverir. Herhalde listeyi hazırlayıp sunan kişi de şaşmıştır bu hız ve "kudret kullanma kararlılığı" karşısında.. Neyse...

Görüldüğü gibi, ZAK pişirme tarifi modifiye edilmiş, 37 malzeme ilavesiyle sihirli “deve gücü tazı hızı şerbeti” tarifine dönüştürülmüş, kilerde bulunan diğer çeşniler arasından, tencereye katılması halinde şerbeti zenginleştireceği ve etki gücünü artıracağı düşünülen malzemelerin listesi görüş ve önerilere açılmış, bu şerbeti içen ÇF'nin tüm Roma Lejyonlarını tarumar edeceği fikri iştah kabartıcı bir etken olarak ortaya konulmuştur.

Bundan sonra, bir kısmını VİPcortist ve Yeni Arayışlar cepheleriyle ilgili başlıklarda yazdığımız olaylar zinciri başlar.
En heyecanlı yeri yani... Pek yakında...

Mr.Yer6 bu listede "neden Andersen var" diye soracak, Oklitus "öznel sapmalarının seçici algı anlamına gelmediğini" savlayacak, Heidi “şeytanın avukatlığını bırak, bu iş bitti”, diye kestirip atacak, Mr.Yer6 “delil getirip jüriyi ikna edin” diyecek, Oklitus “ZıpZıpları unutmamı asla bekleme” diye haykıracak. Dananın kuyruğu kopacak!

Kaçırmayın... :)

Günün Sözü:
Galya mutfağına aşina olmayan bünyelerde deve gücü tazı hızı şerbetinin mide bulantısına neden olduğu rapor edilmiştir. (DGTHŞ prospektüsünden)

Devam edecek...

29 Mayıs 2012 Salı

Şarapta Pişirilmiş Zümrüd-ü Anka Kuşu Tarifi. 03


Ertesi gün aynı iddiayı işleyen yeni bir konu, bu sefer de Oklitus tarafından açıldı. Konuda yine mükerrer taranmış ZıpZıplardan alınmış birer sayfa örnekleniyor, her iki sayfanın da altında C5'e benzer kırmızı renkli bir kalemle yazılmış izlenimi yaratan bir iz var. 32 sayfadan 6 sayı desek, 192 sayfa içinden bir tek sayfa seçilmiş. İlginç...

Şarapta pişirilmmek istenen Zümrüd-ü Anka Kuşu doyurucu olmazsa diye temcit pilavıyla birlikte sunulmak istenmektedir, anlaşılan...




İkna edici değil mi? İkna olmaya can atıyorsanız, evet! :)

Öncelikle "paylaşımları incelemiş, kesinlikle farklı taramalar olduğunun teminatını vermişken Andersen konusundaki bu ısrarın nedeni ne" diye sordum ve hoşnutsuzluğumu dile getirdim. "Madem ısrar var, öyleyse kanıtlayın" diye ekledim. Sonra yine de her ihtimale karşı her iki sayfayı da incelemeye aldım, C5 işaretnin göründüğü yeri azıcık büyütmek bile bunun baskıdan kaynaklandığını açıkça görmeye yetti.. Magenta renkli C5'in üzerinde baskı kalıbından kaynaklanan pikselleşme yani bir tür tram var. Bu tarz basılarda basımevlerinin ana renkler için ayrı kalıplar kullandığını ve üst üste basılan renklerin ara renkleri nasıl oluşturduğunu bilmiyorsanız yanılabilirsiniz elbette.

"Sen bu tür şeyleri gözden kaçıracak adam değilsindir Oklitus, ama hayırdır inşallah" mealinde bir şey yazıp, ardından benzemezlik durumunu açıkladım. İpler gerildi.

Oklitus'un kanıtlamaya ihtiyacı yokmuş, gördüğü bir benzerliği paylaşmak istemesi ısrar anlamına gelmiyormuş, bunda ne sakınca varmış, diğer konuya yazmayıp yeniden konu açmasının nedeni, ilk konuyu açan kişinin "artık yazmayın" ricasıymış, falan...

Süvari birliği de yetişti, Heidi de bir şeyler söyledi. Geçmiş zaman, ne dedi tam hatırlamıyorum, hatırladığım;"Andersen'in karşı firmaya da çalışan biri olma ihtimalinin bulunduğu, aramızdan kimsenin onu görmediği, konuşmadığı, kim olduğunu bilmediği," filan... Bir de agresif tonlamalarla söylenmiş gibi kalmış aklımda...

Uzun zamandır bu tondadır Heidi'nin mesajları.. Taa, Rcihan meselesi ortaya çıkıp, Heidi-Kutuge sürtüşmesi yaşandığı, Heidi ve Oklitus'un, her ikisinin de profillerindeki tüm arkadaşları arkadaşlıktan çıkardığı zamandan beri böyle. Düzelir diye ummuştum ama, olmadı bir türlü.

Ama, evet doğruydu, onu görmemiştik, tanımıyorduk vs.. Hatta Ankara buluşmalarından birine çağırmış, telefon numaramı vermiştim, ama o aramamıştı. Bu durum karşı firmanın elemanı olarak algılanmasına yeter miydi? Öyle olsa ne çıkardı? Zaten sözkonusu Ankara toplantısı karşı firmanın bir elemanı, Mr.Yer6 ve Oklitus tarafından gerçekleştirilecekti..

Soru:
Forum yönetiminde siz olsanız Andersen'in toplantıya katılmak istemeyişini nasıl yorumlarsınız?
•    Bize güvenmiyor
•    Rakip firmaya güvenmiyor
•    Kendine güvenmiyor
•    Andersen değil Grimm bu adam
•    Zaten masal anlattığını biliyorduk biz

Soru:
Sizce, Andersen'in bakış açısından, toplantıya katılmak istemeyişine en iyi mazeret aşağıdakilerden hangisi olabilir?
 •    Bana zılgıt çeken üst yöneticiye aynı masaya ne oturacam ya!
•    İstemiyorum kardeşim, zorla mı?!
•    Yaşım tutmuyor
•    Bayan olduğum anlaşılınca asılmasın bu adamlar!
•    Toplantılardan hazzetmiyorum
•    Evim uzak
•    Namazı kaçırmayayım
•    Doktorla randevum var
•    Tanınmış olmak ne kadar istesem de böyle toplantılara katılmamı engelliyor
•    Arabam arızalı
•    Hanım izin vermiyor
•    9 / 18 mesai var bizde
•    Elini verirsem kolumu kurtaramam sonra
•    Cep delik cepken delik, üstümde yok metelik
•    Hastamı kime emanet edeyim?
•    Karşının taksisi olduğum anlaşılmasın
•    Farklı iki rumuzumdan ancak biri katılabilir toplantıya
•    Ne giysem acaba?
•    Diğer rumuzumla beni tanıyanlara durumu nasıl açıklarım?
•    Prostatım azdı yine
•    Mideyi üşütmüşüm
•    Bu gün olmaz, başım ağrıyor
    Dikkat: Soru hatalı bulunmuştur... Verdiğiniz yanıt değerlendirmeye alınmayacak, Forum yönetimi meseleyi kendi görmek istediği gibi görmeye devam edecektir.

    Neyse efendim, Andersen'in olası gerekçelerini bir tarafa bırakıp devam edelim biz:
    Bu sefer kanıt sunmak zorunluluğu bana düşmüştü. Konular havada kalsın, bitmemiş işe dönüşsün istemem. En hassas deterjan olan "gerçek" ile temas etmek kirli düşüncelerden arındırır, diye insana güven temelli bir saflık halim vardır. Lakin birileri meseleyi kazanmak-kaybetmek açısından görmeye başlandığında pek geçerliliği yokmuş bu düşüncenin.

    Netekim, her iki taramanın baskıdan kaynaklanan renk taşmalarını büyük ölçeklerde örnekleyerek sayfalar arasındaki farkı gösterdim.


    İki tarama aynı olmadığı gibi aynı nüsha bile değildi! İkinci bir mesaj daha atıp, sonucu sağlama aldım ve farkın çok daha net görüldüğü bir resim verdim.


    Sonra konuya 25temmuz yazdı, "tarafsızlık adına yorum yapmayacağını" bildirdi. Yorum yapmayacak bir kişinin yazmaktan amacının ne olduğunu, sunulan resimler ışığında yoruma ihtiyaç olup olmadığını, sizlere bırakıyorum.
     
    Yine de söylemeden geçemeyeceğim: Nasihat verdiğimi düşünmenizi de istemem, ama benim için ilkedir; "doğrudan yana değilsen tarafsız değilsindir! Yanlış olana avantaj sağlar doğrudan taraf olmamak".

    Bir iki gün selamı sabahı kesti Oklitus, sonra telefonla aradı, gönlümü aldı. Ben, "asıl, ilk konuyu açana üzüntü kaynağı olduğumuz için rahatsızlık duyduğumu, gereksiz bir çıkış yaptıklarını" belirttim. Tatlıya bağladık meseleyi. Yani ben öyle sandım.

    Bu noktada artık Andersen'in peşinde koşmaktan vazgeçer birileri diye umuyorsunuzdur... Eh, demek saflık Mr.Yer6'ya özgü bir şey değil anlaşılan...

    Bu arada ilginç bir şey oldu. Andersen kendisi hakkında üst yönetim odasında konuşulanlardan haberdar olmuş çağırışımı yapan bir çalışma yayınladı.


    Hoppala! Al bir endişe kaynağı daha... Endişenin ne olduğunu ileride göreceksiniz, telaşa mahal yok.

    Yani ZAK'ın tüyleri yolunmuş, pişirileceği tenceredeki su ısınmış, hatta kaynamıştı...Geriye kafasını kopartıp bacaklarından tutarak tencereye daldırmak kalmıştı. Bu noktaya geldikten sonra, akşam yemeği menüsünden de çıkarmak olmazdı ZAK'ı. Biraz sos ilavesi ile tadından yenmezdi doğrusu.. Sos'u da uzaklarda aramaya gerek yoktu. Taa, yönetici odasından ZAK'ın S.O.S. çığlıklarını duyan, yani "ÇF sofra adabı" açısından sergilenebilecek en kötü tavrı sergileyen biri vardı... "Mııımmhh!.. Tam dişime göre" diyenler gözlerini o tarafa çevirdiler..

    Lakin bir iki diş kırıldı, o ayrı mesele.. :)


    Günün Sözü:
    Mide bulantısı gıda zehirlenmesinin habercisi olabilir, malum; her kuşun eti yenmez!

    Devam edecek..

    27 Mayıs 2012 Pazar

    Şarapta Pişirilmiş Zümrüd-ü Anka Kuşu Tarifi. 02

    Aman dikkat! :)
    Sürecin Mr.Yer6'nın da dahil olduğu bu kısmını aktarırken, olay sıraları ve konuşmaların aklında kaldığı şekliyle size yansıtılacağını, dolayısıyla Mr.Yer6 yorumu içeriyor olabileceğini yeniden hatırlatmak istiyoruz. Aşağıda verilen ve iki ayrı konu başlığında geçen konuşmaların aynen yaşandığını garanti ederiz (ikinci başlık daha sonra anlatılacak), ama söylenenlerin hangisinin hangi konu başlığında zikredildiği tam hatırlanmamaktadır. Yine de olup biten ve sürece dahil olanların tutumları hakkında fikir verecektir sanırız.

    Nerede kalmıştık?
    Hah! Makine işlemeye başlamış, ZAK'ı parçalarına ayırmak üzere bıçaklarını biliyor, ZAK da, kah SekSek sekerek, kah ZıpZıp zıplayarak kaçmaya, canını kurtarmaya çalışıyordu, tamam... :)

    Andersen o günlerde, Özellikle SekSek tarıyor, foruma ekliyordu. Sonra bir gece 5-6 kadar ZıpZıp ile çıkageldi. Bazıları daha önce foruma verilmiş ama sıralı listeye işlenmediği için taranmış olduklarını farketmeyen Andersen tekrar taramıştı. Ayrıca, sıralı listeye işlenmemiş sözkonusu ZıpZıpların bir özelliği bulunuyordu. Hem ÇF'ye hem de ÇD'ye, her iki forumda da aynı rumuzu kullanan bir üye tarafından verilmişti bunlar. Harunaybal arşivinden daha kaliteli taramaların geleceğini adımız gibi bildiğimiz için önemsenen bir durum değildi, sıralı listeye işlenmemiş oluşları. Lakin önemliymiş. Kader ördüğü ağı ZAK'ın üzerine atmak üzereymiş meğer. :)

    Ertesi gün veya izleyen bir iki gün içinde, üst yönetim odasına kaygılı bir mesaj düştü.

    Mesajda Andersen'in paylaştıklarının rakip forumda da verilen ZıpZıp taramalarının parlatılmış hali olabileceği dile getiriliyor, öyleyse ÇF standartları açısından hoş bir duruma karşılık gelmediği belirtiliyordu. Endişe başkaları tarafından da paylaşıldı.

    Bu durum gerçekse, zaten avatarının üstünde bir countdown simgesi belirmiş olan Andersen için geri sayım hızlanacak demekti. Kaygısını dile getiren yönetici arkadaşımız, çalıntı bir çalışmanın parlatılıp kendi taramamızmış gibi sunulması ihtimalinden haklı olarak rahatsızlık duymuştu. Üstelik bir VİP’in iki taraflı çalışıyor olması ihtimalini de gündeme getirirdi bu. Durum ciddiydi yani...

    Burada devreye girip, acele karar verilmemesini rica ettim. Sonra da taramaları detaylı bir incelemeden geçirip aynı tarama olmadıklarına hükmettim ve "kararıma güvenebilirsiniz," diyerek arkadaşlara teminat verdim.

    Bir süre sonra aynı konu başlığına Heidi yazdı, "sayfa eğriliklerine kadar aynı" olduğunu savladı ve bir sayının her iki taramadan alınmış kapak fotograflarını koyarak, ÇF ve ÇD'de verilen taramalarla Andersen'inkilerin örtüştüğünü göstermek istedi.

    Aynı gibi değil mi?
    Sol altta dikdörtgen şeklinde bir iz var, harici bir etki kapakta renk değişimine neden olmuş sanki...

    Evet. İlk izlenim sizin için yeterliyse, aynısının tıpkısı...

    Soru: 
    Taramalar arasındaki benzerliği nasıl yorumluyorsunuz?
    • Birincisi ikincinin parlatılmış hali
    • Aynı tarama, elbette benzeyecekler.
    • Aynı nüsha üzerinden yapılan farklı tarama
    • Aynı sayıdan yapılan farklı iki tarama 
    • Bırak dağınık kalsın

    Konuyu incelediğim ve vardığım sonucun kesinliğinden emin olduğum halde, sırf bir yanılgı üzerine bir üyemiz hakkında yanlış şüphelerin körüklenmesini önlemek adına, önce "bu izin özgün kapaktaki bir unsurun kapatılması için ZıpZıp yayıncısı tarafından yapılan yama olabileceğini" söyleyip hemen araştırmaya koyuldum.

    ZıpZıp dergilerinin özgün basımı olan Fransa-Belçika ürünü Tintin dergilerinden, epey uzun süren bir arama-tarama sonucu Heidi'nin örnek olarak sunduğu kapağı buldum. İki taramanın da aynı yerde renk değişimi görülen bölümlerindeki benzerliğin, ZıpZıp yayıncısı tarafından Tintin'de yayınlanan özgün kapağın üzerinde yazı olan bir bölgenin kapatılmasından ibaret olduğu yönündeki düşüncemi doğrulayan bir resim yayınladım (farkındayım uzun bir cümle oldu, ama resim konuyu aydınlatacaktır).

    Yanıt olarak yine birşeyler yazıldı tabi, ama göz vardı izan vardı! "Adil karar vermenin önemli olduğunu, aksi halde yönetici değil bir çete gibi algılanacağımızı, sevdiğim dostları yanlış yaparken görmenin beni üzdüğünü" belirterek meseleyi kapattım. Ardından da konu başlığını açan arkadaşımız, biraz da kırgın bir tonda konuya başka mesaj yazılmamasını rica etti.

    Kimsenin kırılmasını istemeyen biri olarak, konuyu açan dosta bir özel mesaj gönderip "incittiysem kusuruma bakma lütfen, ama birisi hakkında hüküm vermek önemli bir şey" mealinde bir gönül alma girişimim oldu. Neyse efendim..

    Bu noktada konu kapanır diye umuyorsanız yanılırsınız... Aksine dallandı budaklandı... Dalı budağı budayalım derken bazı gözlere kıymık kaçtı...

    Günün Sözü:
    Kusma refleksi mide bulantısının çaresi değil, sendromudur.

    Devam Edecek...

    25 Mayıs 2012 Cuma

    Şarapta Pişirilmiş Zümrüd-ü Anka Kuşu Tarifi. 01


    Andersen meselesi bir hayli çetrefil.
    O yüzden de fikri takibi zor olacaktır, demedi demeyin...

    Sürecin başlayışı ve gelişme aşamalarıyla ilgili elimde ekran görüntüsü de yok malesef, sözüme güvenmek durumundasınız. Güvenmeseniz de forumdan teyit edersiniz aklınıza yatmayan yerleri. Forumun açık alanlarında herkesin gözü önünde olanlar nasılsa meraklısı tarafından bulunur diye düşünüp sadece çatışmanın en sıcak dönemini belgelemek ihtiyacı duydum. Belge yoksunluğu soru-cevap yoluna sıkça başvurarak gitmemi de engelleyecek bu giriş bölümünde, zira gösterip, ne düşünüyorsunuz, diyebileceğim pek bir şey yok. Mecburen gözlemlerimi anlatmakla yetineceğim.

    Andersen yaklaşık bir yıllık bir çalışmadan sonra 2011 ortalarında VİP olmuş bir arkadaşımızdı. Doğan Kardeş taramalarıyla göz doldurmuş, katılımcılığıyla gönlümüzü kazanmış, Simurg = Phoenix = Zümrüd'ü Anka Kuşu simgesini avatar olarak kullanan bir dosttu. (Bu cümleden sonra, forumda Simurg, Phoenix veya Zümrüd'ü Anka Kuşu nickli bir arkadaş varsa, yandı!) :) Kendisine Ray BAN gözlük hediye edilip dünyayı başka bir gözle seyretmeye uğurlanmadan hemen önce, Seksek dergilerine bölüm açtıracak kadar da faaldi.

    Geçmiş zaman kipinde konuşuyorum, zira merhumlar hakkında öyle konuşmak lazım...

    Forum yönetiminin menüsüne şarapta pişirilmiş Zümrüd-ü Anka Kuşu (bundan böyle ZAK diye bahsedilecektir) nasıl girdi, ufaktan anlatmaya başlayalım...

    Adım adım gideyim... Nereden başlasam?

    Durumun daha iyi kavranması için VİPlikleri alınan, banlanan üyelerin akıbetinde kimlerin "şahin" rolü oynadığını mı anlatarak başlamalı? Yoksa kırılma noktalarından birine denk gelen Rcihan çatışmasından mı?.. Yok yok, onlar çok eski tarihli şeyler... Amacından sapar yazı... Belki çeviri balonlama bölümünde faaliyet gösterenlerin akıbetlerini yazmak daha iyi olur. Esattr, Filmografi... Ya da çocuk dergilerinde gayret gösteren Blackbishop.. Yok yok.. Onlar da çoktan mideye indirildi, tadlarını hala damaklarında duyumsayan forum gurmelerinin yeni lezzet arayışlarını anlatalım, yani en iyisi kafadan, Andersen ile açalım konuyu.
     
    Adım adım gidelim, dedik, fakat dürüst olmak gerekirse, hangi olay önce oldu, hangisi sonra oldu, kim ne dedi, ne yanıt aldı filan gibi şeyleri de sadece aklımda kaldığı kadarıyla aktarabileceğim. Yani özetle, okuyacaklarınız süzgeçin üstünde kalanlar, ve muhtemeldir ki büyücek bir parça Mr.Yer6 yorumu taşıyorlardır.

    ZAK'ı avlamak...

    Zeplin isimli bir dergi paylaştı Andersen. Nadir! Yakın tarihli olmasına karşın az sayıda basılmış, fanzin türü bir dergi. Sadece koleksiyonerlerde bulunan, bilimkurgu-fantezi-mizah tarzına önem verenlerin havada kapacağı türden bir şey..

    Lakin, ÇF üyelerinin bir çoğunun iki satır yazmaya erinmesinden dolayı, dergiye gösterilen "yok" raddesindeki ilgiye yönelik bir tepki dile getirmek gafletinde bulundu Andersen. "Foruma Zeplin gelmiş niye ses eden yok" gibisinden bir şeyler söyledi.

    Gönül alıcı bir sürü şey yazıldı ama sanırım o noktada Andersen'in içinde bir şey kırıldı. Bu kırığı dile getirmesiyle de "göze kestirilenler" arasındaki yerini almış olsa gerek... Malumunuz olduğu üzere artık ben de merhumlar arasında yer alıyorum ve size konuya yönlendiren bir link vermek için dahi olsa "hayalet" olarak o koridorlarda dolaşmayı pek istemiyorum artık. :) (Bu cümleden sonra, forumda “Hayalet” nickli bir arkadaş varsa, yandı!) :)

    E olur böyle vakalar, ÇF polisi yakalar..
    Yakalar da yakaladı mı bırakmıyor bazı polisler.
    Sabıka kaydı alınır ve yeniden “topluma kazandırılması” için yeni bir “suç” işleyene kadar tetikte beklenmeye başlanır.

    O andan itibaren Andersen için geri sayım başlamış, avatarının üstünde görünmez bir countdown simgesi belirmiştir.

    Yanlış hatırlamıyorsam aldığı tepki nedeniyle olsa gerek, Andersen bir ara kayboldu ortadan. Hatta ben de yönetim odasında bir serzenişte bulundum, umut beslediğimiz arkadaş nicedir ortalarda yok, mealinde... Benimki de gaflet tabi.

     
    ZAK'ın tüylerini yolmak...

    Neyse, gel zaman git zaman Andersen tekrar faaliyete başladı.
    Ama, çok geçmeden, bir ecel hamlesi daha geldi kendisinden...

    Heidi, kırık link bildirimlerinin yapıldığı konu başlığında, alışılmış gergin tavrıyla "linklerinin yenilenmesini istediği kitapların kimse tarafından yenilenmediğini, istek ondan gelince hep böyle olduğunu" söyleyen bir mesaj yazdı. Okuma şansına nail olan VİP dostlarımız, nezih bir söylem biçimini yansıtan metnin insan ruhuna işleyen melodisinden etkilenmişlerdir, eminim... :)

    Kırık linklerle ilgili konu başlığı VİPlere ayrılmış bir odada bulunur. Nedeni basittir. Paylaşımların büyücek bir bölümü kapalı link yöntemiyle verildiği için, kırılmış, artık geçerliğini yitirmiş linkleri normal üyelerin saptaması da yenilemesi de mümkün değildir zira. Paylaşımlar eski olduğu için de hali hazırda VİP olanların zaten indirmiş oldukları dosyayı tekrar indirme girişiminde bulunmayacakları gerçeği nedeniyle kırılan bir linki saptamak yeni VİP üyelere düşer genellikle.  Yeni VİP olmuş arkadaşlar, erişmek istedikleri eski tarihli paylaşımlara erişemediklerinde linkin kırık olduğunu bildirirler, dosyayı indirmiş eski VİPler veya ilgili bölüm moderatörleri de kırıkları alçıya alır. Sistem böyle işler.

    Andersen, Heidi'nin mesajına yanıt yazmak için klavyesine parmağını değdirdiği anda hayata gözlerini yummuştur, ZAK küllerinden tekrar doğana dek tabi.. O da efsane gerçekse, ancak...

    Az sonra kopartılacak parmaklar, Heidi'ye cevaben, "o linklerin uzun zamandır kırık olduğunu, kendisi VİP yapıldığında uzunca bir süre kırık link bildirdiğini, sonra bu bildirimlerden vazgeçtiğini" söyledi. "Kendini kandırılmış gibi hissettiğini, aylarca foruma girmediğini, sonra tekrar paylaşıma başladığını" ekledi... Vay ki ne vay!

    ("Mealen yazdım, merak eden VİPler ilgili başlıkta okuyabilir" diyecektim, ama okuyamaz. Zira Andersen, "Gerek yok yanlış anlaşılıyor" cümlesiyle değiştirdi içeriği yukarıda verilen mesajını...)

    Bu sözler dilinin Kolombia Kravatı şeklinde boynundan sarkmasına neden olacak tepkiler aldı. Bilin bakalım kimler tarafından? :)

    (Kolombia Kravatı; Güney Amerika mafyaları tarafından polise ötenleri cezalandırmak için kullanılan bir yöntemdir. Gırtlak boylamasına yarılır, dil açılan boşluktan dışarı çıkacak şekilde konumlandırılır, fotografı çekilir ve ötmesi olası diğer kişilere gösterilerek gerekli ibretin alınması sağlanır.. Bakınız; Alan Parker filmi; Angel Heart, Mickey Rourke başrolde. İzlemediyseniz, çok şey kaçırmışsınız demektir.. :) 

    Yanlış anlamaya mahal vermemek için avatar olarak Mickey Rourke resmi kullanan bir dostumuzun konuyla ilgisi olmadığını belirteyim. Yine yanlış anlamaya mahal vermemek için son cümleyi ciddi ciddi yazdığımı da belirteyim.)

    Bu yanıt üzerine Heidi eksi rep silahıyla Andersen'i vurdu. Bunun üzerine Andersen bir ölümcül hamle daha yaptı. O da kendisinden "adamın biri" diye bahsedip eksi rep ile haddini bildiren Heidi'ye aynı karşılığı verdi: Eksi rep! Of, ki ne of!

    Eksi repler havada uçuştu sonrasında... Heidi'nin Anılarım.net'ten gelen bir arkadaşı da ZAK tüyü yolma şenliğine katıldı, ZAK'ın tüylerinin ateş yalımları olmasından dolayı olsa gerek eli yandı, eksi rep ring hattından payını aldı. Falan filan..

    Nihayetinde, her durum ve her halükarda, Heidi tüm eksikliklerden münezzehmişçesine onu destekleyen Oklitus, hayli ağır bir mesaj yazıp Andersen'i kündeye getirdi, yerden yere vurdu, noktayı koydu. Bu sesin de kendine has bir volümü vardır... Öyle bir tını içerir ki, tuvalette olsanız hazırola geçer, Çizgiliforum milli marşını okumaya başlarsınız... Ama test etmenizi istemem doğrusu.. :)

    Andersen bu zılgıttan sonra bir tür geri adım atmış ve kırık linklerle ilgili yukarıda bahsettiğimiz mesajını değiştirmiştir: Yanlış anlaşılıyor!

    Aranan "Persona Non Grata" adayı bulunmuş ve "makine" çalışmaya başlamıştır artık!

    Günün Sözü:
    Miden bulanıyorsa arabanın ön koltuğunda işin ne?..

    Devam Edecek...

    Dikkat: Bu anlatı sırasında zaman zaman bazı yöneticilerin daima yanyana durduklarına değinilecek ve gösterilecektir. Okuyan ve yorum yazmayı düşünen arkadaşlardan rica ediyorum, amacı sadece olayları anlatmak ve olup biteni herkesin kendince yorumlamasını sağlamak olan VİPcortist sayfalarında, kişileri rencide edecek, tahayyüle dayalı yorumlarda bulunulmasın. Bulunulursa silmek durumunda kalacağımı şimdiden söyleyeyim.