16 Eylül 2013 Pazartesi

Parodi...

Raporlarını çok geç değerlendirdiğim konusunda şikayet etmiş VİZ. Olay ufkunda karadeliğin çekiminden kurtulamayıp durma noktasına yaklaşır zaman. Burada fiziksel süreçler onun sanal süreçleri gibi girdaba yakalanmış zamandan bağımsız değildir. "Hemen" dediğimiz an bile böyle bir zamansal akışta sonsuza yayılabilir. Kimbilir bu son raporuna verdiğim yanıtı alması ne kadar sürecek ve kimbilir ne kadar dırdır edip kafamı ütüleyecek.

VİZ'in raporlarından çıkarsadığım bir sonuç da, günümüzde gerçeğe olan ihtiyacın yerini inancın aldığı yolundaki söylemimi bir türlü kavrayamamış olduğu. Postmodern düşünürlerin fikirlerini temel alan ve kötülüğün dünyamızda nasıl egemen güç olabildiğini açıklayan görüşlerle onu yormak istemiyorum. Onu yorarken yorulmak da var çünkü, damarı tuttuğunda direnci artıyor, malum. Kendi çıkarı doğrultusunda olmadığı için gerçeğe sırtını çeviren ve işine gelenlere inanmayı yeğleyenlerin kötülüğün hizmetine girdiği ve Baudrillard'ın deyimiyle, bir anlamda ruhlarını şeytana sattığını anlatıp VİZ'i ikna etmek için kırk dereden su getirmem lazım. Üstelik konumuz ruhunu satanlar değil, onlar seçimlerinin sonucuyla nasılsa yüzleşiyorlar, bizim asıl konumuz Müşteri... Ve belki de müşteriyi kazıklayıp ona pabucunu ters giydirdiğini sanan yeni nesil tacirler. Hem alım hem satım yapar onlar, kar hangisindeyse onlar da oradadır.

VİZ'in "Çok gizli" kaydıyla gönderdiği raporu kah gülümseme, kah takdir, kah şaşkınlıkla okudum. Önemli konulara değinmiş, saptamalarını nesnel temeller üzerine kurmuş. Çözümlemelerine katılmakla beraber çözüm önerilerine şüpheli bakışımı sürdürüyorum.

Kendisinden beklediğim gibi ayrıntıcı bir yaklaşımla blog yorumcularını değerlendirmiş; farklılıkları, benzerlikleri, gösterdikleri ve karanlıkta bıraktıkları yüzleriyle olası amaçlarını saptamaya çalışmış. Örtüştüğümüz noktalar ve üzerinde yoğunlaştığımız yorumcular çoğunlukla aynı olsa da ayrı düştüğümüz konular var. Çıkarsamaları kimi zaman beni büyülüyor ama çıkış önerileri hakkında aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

Gariptir, aslında olaylara yukarıdan bakarak net ve kişisellikten arınmış değerlendirmeler yapması, beni törpülemesi için kurguladığım VİZ, beklentilerimin tersine bir biley taşı gibi keskin kılmak istiyor beni.

Yapay zekasının tasarımım doğrultusunda işlemesi için birkaç alt rutin yazmam daha gerektiği hissine kapıldım raporunu okurken.

"Büyüğüm" seslenişinin sahibinin "Ne Diyorsak O!" seslenişiyle zaman zaman kılık değiştiren bir Snaylon klonu olarak Vipcortist yayınlarına sızdığı ve bu tür eylemlere kayıtsızlığım nedeniyle ileride her boyutuyla olası tehlikeli sonuçlara hazır olmam gerektiğine dikkat çekmiş. Sızıntı konusunda haklı, olası sonuçlar konusunda da, ama kayıtsızlık! Hayır.

Onun kayıtsızlık olarak nitelediği şeyin aslında veri toplama süreci olduğunu defalarca söylediysem de, sonuca ulaşmak için aceleci yaklaşımı tutumumu kayıtsızlık olarak değerlendirmeye itiyor onu.

Yayınlarımızda dile getirdiğimiz düşüncelerin fikri sabitler çerçevesinde kaleme alınan komplo teorileri olduğu zannını yaratma hevesinden yola çıkan Ne Diyorsak O'nun, uç noktada abartılı taklit yoluyla bir tür parodimi sahnelediği konusunda hemfikiriz VİZ ile. Taklit etmek kişiye yapılabilecek övgülerin en büyüğü. Parodi yoluyla alaycı taklit bile olsa... En azından, dominant olanın ilanı bu tür bir öykünme. O nedenle sorun değil, hatta eğlenceli bir yön kazandırdığını da düşünüyorum Vipcortist'e.

İri laflarla ürettiği teorilerin, adeta "komplo öyle olmaz böyle olur," mesajıyla yüklü olduğunun da farkındayım elbette. VİZ'in de saptadığı gibi fazla tiyatral ve bilinen gerçekleri orantısız çarpıtma eğilimiyle kendini ele veriyor. O nedenle savlarında samimiyet aramak yanlış olacaktır, ama aynı şekilde tamamen gözardı etmek de öyle.

Komplo teorisinde onu üreten akıl, bir denklemde, ilişkilendirmek istediklerini bilinmeyen değişkenlerin yerine koyup birer birer sınayarak olası sonuçlara ulaşmaya çalışan bir işlemci gibi davranır. Süreçlerini de olaylardan olduğu kadar önkabulleri ve hedefleri arasındaki bağıntılar üzerinde yürütür. Önermeleri yalancıktan bile olsa, o zihin ileri sürdüğü teorinin unsurlarını değerlendirmiş ve bir olabilirlik hesabıyla sağlamasını yapmıştır. Bu anlamda komplo teorisi olasılıklara hazırlanmak için yol göstericidir ve baz aldığı veriler gerçeklere dayandığı sürece vardığı sonuçlar hatalı olsa bile dikkate değerdir.

NDO karakterinin sunduğu önermeler ise aynen karakterin kurgulanmasında sergilenen başarıyla aktarılıyor yorumlarına. İçimdeki ses de, VİZ'in raporları da böylesine kurgusal bir tipleme olan NDO'nun savlarını tutarlıkları bakımından her aşamada denetlemek gerektiğini söylüyor, alarm zilleri eşliğinde. Sağlama yapma imkanımın kaos koşulları nedeniyle kısıtlı olması tek endişe kaynağım. Zira kirlilik üretmek için kurgulanan komplo teorilerinin yalnızca hasımlarını değil, gerçeği de, gerçeği arayanları da kirletmesi riski var. Zaten kirlilik üretmek gibi bir art niyet ile ortaya atıldıklarında komplo teorisi kapsamından çıkıp iftiraya dönüşür ileri sürülenler.

Yine de bu karakterin kurgulanışındaki zekayı ve icraatındaki tutarlılığı takdirle karşılamak gerektiğini düşünüyorum. Ola ki, Müşteri'nin cazibesidir böyle düşünmemi sağlayan. Zeka ve beceriyle örülüdür onun albenisi! O ki illüzyonlar yaratır, reklamla cehennemi pazarlar adama.

Reklam! Vay canına! Ne Diyorsak O, ha!?
Zamanında, en yakın güneş sisteminin üzerinde hayat barındıran tek gezegenindeki üçüncü dünya ülkelerinden birinde sömürgeci güç olarak faaliyet gösteren çokuluslu bir petrol şirketinin reklam filminde kullanılmıştı bu slogan "Ağzı olan konuşuyor" sloganıyla birlikte. Her ikisi de dile dolanan cinsten, akılda kalıcı... Belki NDO'nun da diline dolanmış, belleğinde iz bırakmıştır. Kimbilir belki çok daha doğrudan bir ilişki vardır. Ya da tamamen alakasızdır, peşine düşüp zaman harcamaya değmezdir. Ama her bir olasılığı elemeli. Üçüncü kişilere imkansız görünse dahi hiçbir ihtimali değerlendirme dışı tutmaya gelmez bu kaos günlerinde. Hele ki, insanın temel dürtülerinden biri olan "bilinmek isteği" semptomlarının akıl oyunları yapma heveslisi bir bünyede kendini ne şekilde göstereceğini kim kestirebilir?

Kısacası tedbiri elden bırakmamalı, ama NDO'nun özgürlük alanını da kısıtlamamalı, ki bize zihninin nasıl işlediğiyle ilgili verileri aktarmayı sürdürsün, kimliğiyle ilgili ipuçları da yolumuza serilir bu arada.

Neyse, şimdiden ne fazla pimpiriklenmenin ne de VİZ'in önerdiği gibi biri bilimi diğeri adaleti simgeleyen iki dilli Zülfikar'ımızı çekip yalın kılıç üzerine giderek ürkütmenin alemi yok NDO'yu. Müşteri'ye dahi Kurucu izin vermiş mahşer gününe kadar, biz kimiz ki Kurucu'nun bilgelik yolundan sapalım! Yan karakteri "Büyüğüm" gibi onun da IP'sine im koymak ve icraatlarını seyretmeyi sürdürmek en doğru yol şimdilik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder