Üzülerek belirtmeliyiz ki, geçen yazımızdan sonra zorunlu olarak ara vermek durumunda kaldık köşemize. Sözde, yazımızın içeriğinde gençleri kötü yollara teşvik eden bilgiler ifşa edilmişmiş de, muzır neşriyatmışmış ta, efenim camiaya zararlıymışmış ta, bu işlere heveslenenler okursa İnternet'in hali nice olurmuşmuş ta, falan da filan da diyen sanal alemin kelpezenleri hakkımızda şikayette bulunmuş.
Efenim?
Kelpezen ne mi?
Hı? Yazım yanlışı mı yapmışız?
Doğrusu "Kalpazan" mı diyorsunuz?
Hayır efenim ne münasebet, kelpezen işte.
Bilmiyor musunuz cidden?
Eh, işte tam tipsiz en tırıks'a göre bir konu bu!
Madem öyle, hadi yine riski göze alıp bir iyilik yapalım da bu kelpezenlik mesleğinin özelliklerinden bahis açalım size. Yok yok, öyle bahis değil, "söz edeyim" anlamında yani. Ama bu yazıdan sonra ne kadar küfür yiyeceğimize dair iddiaya girmek isterseniz ona bir şey diyemeyeceğim! Bahisler açılmıştır!
Efenim kelpezen olmak herkesin harcı değildir, öncelikle onu belirtelim. Kelpezenliğe soyunan kişinin kendini yetiştirmiş, prezantabl, ikna edici, ağzı laf yapan, kuçu kuçu ve hoşt kelimelerini İstanbul Türkçesiyle takılmadan söyleyebilen, ama en önemlisi kelplerden korkmayacak kadar tahir bir yapıda olması gerekir.
Evet, anlayacağınız üzere kelpezenlik gözünüze kestirdiğiniz ve sizde nefret uyandıran tipleri ezmeye çalışmak üzerine bir faaliyet alanıdır. Ancak bu faaliyet yalnızca sanal alem imkanlarına bağımlı olduğu için İnternet ortamında yürütülebilir. Forumlar bu iş için ideal mekanlardır. Özellikle iş tutulan mekanda idareci konumda olmak büyük avantajdır. O yüzden kelpezenler işe girişmeden önce bu konumu elde etmek için uğraşmalıdırlar.
Kelpezenlerin çalışma yöntemi aslında çok basittir ve benzeştiği sözcüğün faaliyet alanından da azcık anlamayı gerektirir. Elinizin altında kullanıma hazır bol miktarda sanal kimlik, mahlas ve rumuz çerçevesinde sahte kişilik yaratmak icap eder. İşte kendini yetiştirmişlik ve prezantabl özellikleri bu konuda işe yarar. Yaratılan sanal kimliklerin birbiriyle karışmaması için ağzı laf yapmak, ikna edicilik ve açık vermeden yalan söyleyebilmek de önemlidir. Yalanları yakalanırsa hemen el altındaki bir başka mahlastan destek çıkmak ve izleyenleri inandırmaya çalışmak fayda sağlar. Hele bir de oyunculuk yeteneğiniz varsa, kim tutar sizi, kesinlikle bu iş için yaratılmışzınızdır!
Gözlerine kestirdikleri kelpi yarattıkları sanal kimliklerle kandırmaya çalışırlar. Kimi mahlasları aracılığıyla kuçu kuçu der kendilerine çeker, kimisiyle hoşt diyerek sonunda ezme eylemini gerçekleştirecekleri kuytuya doğru kıstırmaya gayret ederler. Kimi kelpezenler sözcük dağarcığını geliştirmiş, "geh geh" nidasını benimsemiştir. Ama kelpezenin hası, kurbanını hiçbir şey anlamaya fırsat vermeden temize havale edebilendir. Bu noktaya gelene kadar çok çaba sarf edilmeli ve istikrarla çalışılmalıdır. Pratik yapmak için hiç bir fırsat kaçırılmamalı, hatta fırsatlar yapay olarak yaratılmalıdır.
Kelpezenin çağ atlamış, işinde duayenleşmiş olanları, aslında dost canlısı olan kelpleri başkalarına saldırtmak için de kullanabilir hale gelmişlerdir. Bu işlem için genellikle "tuf tuf" veya "tut oğlum" gibi komut cümleleri geliştirilmiştir. Görevi başaran kelpleri şekerle ödüllendirdikleri de görülür. Ancak bilindiği üzere, şeker kelplerin gözlerine zarar verir ve bu şekilde sık sık ödüllendirilirlerse körlük gibi istenmeyen sonuçlar meydana çıkabilir. Gerek komutları yerine getiremeyen gerekse körleşerek işe yaramaz hale gelen kelpler de hemen ezilmelidir onlara göre.
Tasmayla dolaşmaya alıştırılabilen, otur, kalk, yuvarlan, saldır gibi komutları kolayca öğrenen kelpler kelpezenlerin yanında uzun süre barınabilirler. Maalesef gözlemlerimiz bu kelplerin sonunun da ezilmek olduğunu göstermektedir, çünkü kelpezenlerin en sevdikleri eğlence türü kelp dövüşüdür. İçerdiği vahşet nedeniyle yasaklanmış olan bu eğlence kelpezenler için vazgeçilmez bir heyecan kaynağıdır. Dönen büyük bahisler aynı zamanda bir geçim kapısı haline de getirir kelp dövüşlerini. Polis baskını, hayvanseverler tarafından ifşa edilmek gibi tehlikelerin yusuflatıcı etkisi ayrı bir hazzı da beraberinde getirir kelpezenlere.
Bir dönem belediye itlaf ekiplerinin aranan personeli olsalar da günümüz koşullarında hayvan hakları yasaları nedeniyle işsiz kalmaları üzerine, mesleki profesyonel becerilerini daha karlı bir mecraya yönlendirmişlerdir. Haliyle, toplum tarafından pek hoş karşılanmayan bir meslek grubu olduğu için takke düşüp kel göründüğü durumlarda halk arasında farklı şekilde anıldıkları da olmaktadır.
En sevdikleri deyişin; "havlayan kelp ısırmaz", en sevdikleri mekanın; Hayırsızada olduğunu belirtelim ve kelpezen olmaya heveslenenlere her ihtimale karşı ilkyardım çantası ve kuduz aşısını yanlarından ayırmamalarını önererek, ileriki meslek hayatlarında başarılar dileyelim.
Yazımıza son verirken sizleri kelpezenlerin en sevdiği şarkıyla baş başa bırakıyoruz.
Meraklısına Not:
Grup Bunalım'dan dinlediğiniz parçanın yaklaşık 1500 yıl önce yazılmış olan güftesini Can Yücel Sanskritçeden çevirmiştir. Parçanın son bölümünde ortaya çıkıp bir nevi hariçten gazel okuyarak grup elemanlarını sözügeçen kelpe saldırmaya teşvik eden kişi o dönemde grubun menajerliğini de yapan ünlü sanatçımız Cem Karaca'dan başkası değil. Kendisinin Toto ve Mehmet Karaca gibi iki ünlü tiyatro sanatçısının evladı olduğunu hatırlatarak anne-babasını da anmış olalım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder